en-UStr-TR

Göksel Web Blog

 
     

Gültekin Çeki'ye veda

May 04 2016

Gültekin amca'mı sonsuza uğurladık, asla kaybetmedik. Allah Rahmet Eylesin,

 

18 Mayıs 2009

GÜLTEKİN ÇEKİ

http://3.bp.blogspot.com/_xSISRWFSxyg/ShHRL64wIxI/AAAAAAAAADw/2vI21T_CQOg/s400/SAN_8978.JPG

 

Antalya’nın önemli değerlerinden Gültekin Çeki, söyleşi isteğimi kabul ettiğinde yaşadığım heyecan, kendisiyle sohbete başladığımızda yerini eşsiz bir hayranlığa bıraktı.
Sevecen ve babacan tavrıyla, tüm yaşamını bizlerle paylaşan Gültekin Çeki gibi örnek bir insanı anlatabilmek için kelimeleri seçmekte zorlanıyorum.
“Unutulmuş birer birer; Eski dostlar…” şarkısının bestekârı musiki üstadı Gültekin Çeki aynı zamanda sayısız ilke imza atmış başarılı bir eğitimci, yönetici ve sporcu…
Dağlardan göklere uzanan, kampçılık, izcilik, binicilik, kayak, boks ve atletizm gibi birçok farklı spor dalında sayısız başarıların ve hizmet ödüllerinin sahibi olan Çeki, sadece Antalya’da değil tüm Türkiye’de tanınan bir spor adamı…
1954 yılında Türkiye’deki ilk resmi dağcılık kayıtlarına geçerek Ağrı Dağı’na tırmanan, planörlük brövesi alabilmek için ameliyat olmayı göze alacak kadar idealist, çok sevdiği kayak sporunu geçirdiği çok önemli bir kayak kazası sonucu bırakmak zorunda kalan, bestelediği musiki eserleriyle tüm Türkiye’de 7’den 70’e herkesin dilinde olan şarkıların mimarı musiki üstadı Gültekin Çeki…
Sağlam bilginin ışığında yürümüş ve hayatı boyunca doğru olanı yapan Çeki, yıllarca eğitmenlik ve yöneticilik yaptığı iş hayatında “spor ve sporcu” kavramlarını irdeleyen ve bizleri de bu kavramları tekrar düşünmeye iten açıklamalar yaptı.
Bu kadar insanla dolu, ıssız şehirlerde dost ve arkadaş kavramlarını çoğu zaman sorguladığımız, “vefa” kelimesini adeta hayatımızdan çıkardığımız dönemlerde, yaşanan dostluklar bize, insani değerlerimizi tekrar sorgulatıyor belki de… Uzun yıllara dayanan dostluklarıyla yıllar içinde sayısız seveni olan Gültekin Çeki’ye dostları 2002 senesinde AKM Aspendos salonunda “Onur Gecesi” düzenledi. Yaşayan değerlerimizden biri olan Çeki’ye Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından “Şehre İz Bırakanlar Ödülü” verildiğinde sadece Antalya’da değil, güler yüzlü, açık görüşlü, bilge ve sakin kişiliğiyle hayatta onu tanıyan herkeste iz bırakan Gültekin Çeki’nin hayat tecrübeleri, herkesin örnek alması gereken önemli ayrıntılardan oluşuyor.
Her anını dolu dolu yaşadığı 81 yıllık yaşamında sayısız anı ve tecrübe biriktiren saygıdeğer büyüğümüz Gültekin Çeki’yle ‘yaşama dair’ tadına doyamayacağınız bir sohbet gerçekleştirdik.

-Antalya’daki mevcut spor tesislerinin yapılmasında öncüsünüz. Dönemin şartlarında ne gibi zorluklarla karşılaştınız?
Antalya’da olmam ve Antalyalı olmam sebebiyle Antalya’daki spor girişimlerinde çalışmalarım oldu. Saklıkent Kayak Merkezinin açılmasında ve Süleyman Erol yüzme havuzunun açılması Antalya’ya bir farklılık getirdi. Fransa’da yapılan Kış Olimpiyatlarına gittiğimde sahil şehirlerinin hepsinde yüzme havuzu olduğunu gördüm. Antalya’da da yapılması için girişimleri başlattım. Maalesef şu anda atıl durumda olan bu tesisi, o zamanlar rahmetli Süleyman Erol’la birlikte, elimizde demir metrelerle ölçe ölçe istimlâk etmiştik. Orası sadece yüzme havuzu olarak düşünülmemişti. Aynı zamanda havuzun yanı başında tribünlerin olduğu yerin altı kayıkhane olarak projelenmiştir. Yelken ve kürek takımları kurulup o kayıkhaneden istifade etmelerini planlamıştık. Fakat hayata geçirilemedi. Ayrıca orada denizle bütünleşen bir çekek yeri de düşünülmüştü. Bu planların hayata geçirilememesi Antalya’nın spor hayatı için büyük kayıptır. Yüzme havuzu 6 ay kullanılabilirdi Antalya’da ve güçlü bir yüzme takımı olabilirdi. Şuanda havuzun teknesinde herhangi bir arıza yok ama bazı onarımlara ihtiyacı var ve bunu hala esirgemektedirler. Büyükşehir Belediyesine bağlandıktan sonra orada herhangi bir işlem yapılmamıştır. Tesisi yaparken çekilen sıkıntıdan daha fazlasını bu tesisi bu halde gördükçe çekiyorum. Bundan duyduğum üzüntüyü kelimelerle ifade etmem mümkün değil…
-Buna bağlı olarak yolların bu kadar insanı taşıyamayacağı şeklinde bir gerekçe ortaya atıldı. Siz ne düşünüyorsunuz?
Bizim istimlâk ettiğimiz alan adadır. Ada demek her istikametinden boşalabilme imkânı olan toprak parçasıdır. Böyle bir imkânı olan bir arsayı dört tarafı da yol olması burada çok önemli istenildiği şekilde etrafı boşaltılabilir. Ama eğer siz burayı ticari alan yapmaya kalkarsanız o zaman olmaz. Park yerleri olarak yerin altını düşünmüştük. Saydığımız tesislerin dışında kalan her yer park yeri olacaktı. Bunlar neden hayata geçirilemedi? Böyle önemli bir yatırım her gelen iktidarın inisiyatifine bırakılmamalıydı. Şehrin yatırımlarına saygı duyulması gerekirdi.
-O havuzun tekrar hayata geçirilmesi bir nevi emeğe saygı demek değil midir?
Antalya yeni yatırımlar yapmadan önce nostaljisine sahip çıkmalıdır. Nostaljik öğeler göz ardı edilerek imarlaşmasında geriye dönülemeyecek hatalara imza atılmaktadır. Nostaljisini yok sayan bir zihniyet kent kimliğinin oluşmasını başaramaz. Kent kimliği demek o şehrin bütün değerlerini ve yatırımlarını içine alır. Elbette, o zamanlar çok zor şartlar altında yapılan bu yatırımın önemsenmiyor olması çok üzücü bir durum… 642 km sahili olan bir şehirde yüzme sporu olmaması nasıl bir tezatlıkdır? Eskiden vardı oysaki... Lara ve Konyaaltı sahilinde obalar kurulurdu. Halk buralardan istifade ederdi. Çocuk yaşlardan itibaren yüzmeyi öğrenirlerdi. Şimdi ise hem bunlardan mahrumuz hem de var olan havuzun atıl durumda olması yüzme sporuna karşı işlenen en önemli görev kusurudur. Bu kusurun sahiplerini kendi vicdanlarıyla baş başa bırakmaktan başka bir şey yapamıyoruz maalesef…
- Antalya’nın nostaljisine sahip çıkılmaması ileri dönemde ne gibi kayıplar oluşturacak?
Antalya’nın nostaljisine kesinlikle saygı duyulmamaktadır. Masa başında çalışılmakta afakî yatırımlar yapılmaktadır. Bir şehri planlarken mimarların o şehrin nostaljisine özen göstererek çalışması gerekir. Ben 1977 yılında Beden Terbiyesi Genel Müdür Yardımcısı iken emekli olup Antalya’ya yerleştim. Bu arada Ortadoğu Amme İdaresi ‘Organizasyon Metodu Uzmanı’ sertifikasını aldım. Antalyalı olduğum için şehrime hizmet etmeyi kendime görev bilmiştim. Dönemin belediye başkanı Selahattin Tonguç, benden bazı görevler istedi. İlk olarak otobüs işletmelerinin yeniden düzenlenmesini istediği zaman ben ilk raporumda Antalya’nın hafif raylı sisteme sahip olması gerekir. Bu nedenle yollarının geniş tutulması şarttır dedim. Yolların planlanma yıllarıydı o zamanlar… O zaman bazı yollar genişletildi ve ilk fikrini ortaya attığımız raylı sistem 30 yıl sonra yapılmaya başlandı. Bazı yatırımların iyi planlanması gerekir, geri dönüşleri yoktur. Şehrin tüm mimari yapısını etkiler, ya başarılı olur ya da içinden çıkılamaz bir durum ortaya koyar.
-Türkiye’de resmi kayıtlara geçen ilk Ağrı Dağı zirve tırmanışını yapan kişisiniz. O günleri bizimle paylaşır mısınız?
1954 yılında Ağrı Dağı’na bir kafile götürdüm.31 Ağustos günü sabah 6 da Doğu Beyazıt’tan yola çıktık. Yolda mekkârelerimiz ara sıra devriliyor, vaktimizi tekrardan yük sarmak ve katırların ufak tefek yaralarını tedavi etmekle geçiriyorduk. Bu yüzden daha yükseğe kamp kurmamız gerekirken 3760 metrede kamp kurduk. 10 gün orada kaldık. 3 Eylül’de 7 kişi 9 saatlik tırmanıştan sonra 5137 metredeki zirveye çıktık. Oksijen azlığı ve 9 saatlik tırmanıştan dolayı baş ağrısı ve bariz bir yorgunluk içerisindeydik. Ancak bu çıkışımız dağcılık ve kış sporları federasyonu tarafından tertiplenen ve 1954 programına alınan ilk resmi tırmanış olmuş oldu. Tarihe geçen bu olaya kafile başkanı olarak vesile olmuş olmam benim için çok gurur verici bir ayrıntıdır.
-Hep farklı sporlarla uğraşmışsınız. Bunun özel bir sebebi var mıydı?
Önceden hazırlığı olmayan, yapılandan daha iyisini yapmayı amaç edinmeyen spor ve sporcu olamaz. Sporcu rakipler birlikteliğini koruyabilen ve sürdürebilen rekabeti, husumete dönüştürmeyen örnek insan kimliğinin adıdır. Bu çerçeve de farklı sporlarla uğraşmak hem yaşam tarzım hem de işimin bir parçasıydı. Hemen hemen bütün spor dallarıyla ilgilendim. Bisikletli izcilik, dağcılık, binicilik, kayak, akrobasi, yüzme, boks, futbol, aletli jimnastik dallarıyla öncelikli olarak ilgilendim. Bu yıllara ait fotoğraflarım iyi ki var. Her fotoğraf aynı zamanda bir belgedir. 1948 yılında Eskişehir İnönü İlçesinde düzenlenen Planör Kampı sonrasında “C” brövesi almaya hak kazandığımda sağlık raporumda burnumdaki kemikten dolayı bröve alamayacağımı söylediklerinde ameliyat bile oldum. Bana göre spor barışa, başarıya, sürekli çalışmaya ve ön hazırlık yapmaya endeksli bir yarıştır. Bunları kişisel alışkanlıkları arasına alabilenlere ve uygulayabilenlere sporcu denmelidir.
-Peki bir Antalyalı olarak ve spor camiasının bir duayeni olarak Antalya’da oynanan futbolu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Futbol sporcusu, seyirci ila değil, hakem ile değil, rakibi ile değil, topla oynayan ve oynama alışkanlığını edinebilen kişidir. Her spor dalı gibi futbol da spora ve sporcu kimlik kazanımı amacına ulaşmanın aracıdır. Sporda rakipler birlikteliği, uygar gelişim aracı rekabet ve rakip olmazsa spor ve sporcu olamaz. Rekabeti husumete, rakibi hasımlığa dönüştüren spora ve sporcuya göz yumulamaz. Antalyaspor Kulübü de tüm bu çerçevede değerlendirilirse anonim bir şirkettir. Ama şirket yüzdesinin bir bölümünün ticari ve sınaî faaliyetlerini yürüten bir birimi ve herhangi bir iktidara bağlı bir belediyenin desteğini beklediğiniz zaman o iktidara karşı olanların tepkisini alırsınız. Antalyaspor kendi ayakları üzerinde duracak bir gelir getirici çalışmaya girmediği sürece ayakta kalması zor bir takım… Belediyeye bağlı bir takımı Antalyalıya mal edemiyorsunuz haliyle de yaşananlar ortada…
-Spor hayatınızda olduğu kadar sanat hayatınızda da Türk musikinde klasikleşmiş eserlerde imzanız var. Musikiye olan merakınız nasıl başladı?
Çocukluk yıllarımdan itibaren müziğe merakım vardı. Lise yıllarımda Halkevi Müzik Korolarına katıldım. Üniversiteden sonra ise 1954 yılında “Ankara Ses Kralı” seçildim. Kupamı merhume ses sanatçısı Mualla Mukadder Atakan’dan almıştım. Türk musikisinin üstadı çok değerli hocam rahmetli İsmail Baha Sürelsan ve Udi Mustafa Dilhun ile uzun yıllar süren bir topluluk oluşmasını sağladık. Antalya Türk Müziği Korosunu kurduk. İsmail Baha Sürelsan Müzikevi de dönemin belediye başkanı Av. Hasan Subaşı’nın desteğiyle açıldı.
-Bestelediğiniz şarkılar 7’den 70’e herkesin bildiği ve kendinden bir şeyler bulduğu eserler oldu. Şiiri Hayri Mumcu’ya ait olan bu eserlerin şairini uzun süre aramışsınız. Sizden dinleyebilir miyiz?
Aziz ve eski dostum merhum Hayri Mumcu Türk Sanat Müziği ile hayatımda benim ilk bestelerimin şairidir. Ankara’da beraber çalıştığımız arkadaşım Sami Yavrucuk, Hayri’ye benim Türk Sanat Müziği çalışmalarımdan bahsetmiş. Hayri bir pelür kâğıda sadece H. Mumcu ibaresi ile dört ayrı şiirini daktilo ile yazarak üzerinde imza ve adres olmadan bir zarfa koyarak benim adresime postalamış. “Gece sessiz ve karanlık yine her şey uyumuş” eserini besteledim ve H. Mumcu’yu aramaya koyuldum. Bu şarkım TRT ‘nin Seçme Eserler 1 kitabında yayınlandı. Bir akşam Küçük Tiyatro’da dağıtılan programda dekoratör Hayri Mumcu ismini görünce ümitlendim ama Şair Hayri Mumcu olmadığını öğrenince aramam devam etti. Bir gün bir öğle yemeği sırasında Sami bana bestelerimin güfte yazarı H.Mumcu’nun çocukluk arkadaşı olduğunu söylediğinde kayıp bulunmuş, içimi tarif edilmez bir ferahlık doldurmuştu. Sonradan aziz dostum olan Hayri Mumcu ‘Eski Dostlar’ında güfte yazarıdır.
-“Eski Dostlar” Antalya’da yaptığınız ilk ve tek besteniz oldu. Sizi sonradan bu kadar etkileyen başka bir şiir olmadı mı?
Türk musikisinde çok değerli bestelerimiz var. En az onlar kadar değerli beste yapabilmek kolay bir şey değil. Kendine özgü kendine has bir kimliği orjinalitesi olmalı. Böyle bir besteyi yapmanın parayla pulla işi olmaz. Bestenin bana aidiyetine özen gösterdim. Özgünlüğü benim için daha önemliydi. O nedenle sayısı az da olsa bestelerimin geniş bir kitle tarafından beğenilmesi beni çok mutlu etti. Şiir, bana okuduğumda “beni bestele” diyor. Son yıllarda da kulak-burun-boğaz rahatsızlığına yakalandığım için beste çalışmalarımı 80’lerden beri devam eden sağlık sorunlarım yüzünden durdurmak zorunda kaldım. Eski Dostlar son bestem denebilir. Kışlada Bahar eserimde 1965’lerde üzerine 4 tane film çevrilen 24 ayrı plak olan bir çalışmamdı. Alışılmış melodilerin dışında o başkalığı yakalamak kalıcılığı da beraberinde getiriyor. Okuduğunu anlamak en önemli ayrıntıdır. Okuduğunu anlayan kişi hayatının her alanında başarılı olur.
-Bu kadar başarılı bir hayatın içinde aktif siyasette görev almayı düşünmediniz mi?
Siyaset düşündüm. Aslında ben düşünmedim de beni siyasete düşündüler. Vakti zamanında Sosyal Demokrat Halkçı Partinin birleştiği zaman beni merkez ilçe başkanı yaptılar. Antalya ili merkez ilçe köyleri için arkadaşlarımla kendimize bir form yaptık. Köylerdeki eksiklikleri ve gözlemlerimizi yazdığımız bir çalışma başlattık. Hem o köyü tanıdık hem de bu çalışmalar daha sonraki seçimlerde milletvekili adayı arkadaşlarımızın kaynak olarak kullandığı çalışmalar oldu. Aslında böyle çalışmaların hala yapılmaya devam etmesi gerekir. Sonra seçimler geldiğinde Galatasaray Kulübünden Genel Sekreterlik görevini teklif ettiler ve ben de seçimlere girmeyerek kulübün bu teklifini kabul ettim. Böylelikle kısa bir siyasi hayatım olmuş oldu.

Gültekin Çeki Kimdir?
1927'de Antalya'da doğdu. Bütün bestelerini Ankara'da yaptı. Sadece 'Eski Dostlar'ıAntalya'da besteledi. Şimdiki adıyla Gazi Üniversitesi Beden Eğitimi Bölümü mezunudur. Halkevinin müzik ve spor kollarındaki çalışmalara katıldı. Daha sonra, şimdiki Endüstri Meslek Lisesi'ne tayin oldu. Hocalık ve Müdür Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Daha sonra Ankara'ya tayini çıktı. Beden Terbiyesi genel Müdürlüğü’ne atandı. Dağcılık Kış Sporları ile ilgili olarak Özel Kalem Müdürlüğü’nde 2.Başkan olarak çalıştı. Antalyaspor tüzüğünü hazırladı ve kulübün Genel Sekreterliği görevini uzun süre yürüttü. Eskiden saatlerce hatta günlerce süren yağlı güreşlerin dakika ve puanlamaya göre yapılmasını düzenleyen kuralları oluşturdu. Türk Sporuna Hizmet Ödülü, Başarılı Hizmetler Ödülü, Türk Sanat Müziğine Katkı Ödülü… birçok hizmet ödülünün sahibi olan Gültekin Çeki evli, iki kız ve dört torun sahibidir. Bestelerinden:Unutulmuş birer birer eski dostlar (Rast)Gece sessiz ve karanlık yine her şey uyumuş (Segah)Kara gözlüm efkarlanma gül gayri (Rast)

Kaynak:

Gözde Gürer

http://gozdegurer.blogspot.com.tr/2009/05/gultekin-ceki.html


AĞRI DAĞI'NA TIRMANAN İLK SES KRALI..!

Gültekin Çeki, öncelikle mükemmel bir baba, saygın bir bestekar ve bir spor adamı.

Devletine, milletine, bayrağına, Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı, Devletin önemli kademelerinde görev yapmış en saygın makamlarda bulunmuş örnek bir insan. Hiç kimseyi kırmamaya çalışan, saygılı,yüreği vatan , millet sevgisi ile dolu , Türk Sanat Müziğine önemli katkıları olmuş güzide insan. Dilimizden nağmeleri düşmeyen Eski Dostlar ın bestecisi. 


ESKİ DOSTLAR... 
Unutulmuş birer birer eski dostlar eski dostlar, 
Ne bir selam ne bir haber eski dostlar eski dostlar, 
Hayal meyal düşler gibi,uçup giden kuşlar gibi, 
Yosun tutan taşlar gibi,eski dostlar eski dostlar, 
Unutulmuş isimlerde, bilinmezki nasıl nerde, 
Şimdi yalnız resimlerde,eski dostlar ,eski dostlar… 


(Yenimahalle/Ankara Miralay Nazım Bey sokaktaki evlerıne gelen dostları.Yıl 1961.) 

Gültekin Çeki, annesi Antalya lı, babası Kıbrıs kökenli bir ailenin çocuğu olarak ,1927 yılında Antalya da doğmuş, daha ilkokula gitmeden de mızıka ve kaval çalmayı öğrenmiş. Hatta ilkokul 2.sınıfta müzik öğretmeni Makbule hanım, müzik dersinde öğrettiği şarkıları önce O na okutur, sonra tüm öğrenciler birlikte okurmuş. İlk ve Ortaokulu Mersin de, liseyi Antalya da okumuş. 1949 da Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Beden Eğitimi bölümünden mezun olmuştur. 1954 yılında ise mesleğinin öğretmenlik kısmını bırakıp, devletin değişik kademelerde görev yapmıştır. İlk olarak 1977 yılında Beden Terbiyesi Genel Müdür Yardımcılığından kendi isteği ile emekli olmuş, emekli olduktan sonra bile yeniden göreve çağrılmış ve ikinci olarak, bu kez yine kendi isteği ile emekli olmuş ve 1984 senesinde Antalya ya dönmüştür. Nedenini merak ettim. Emekli olduktan sonra aynı kişi neden tekrar göreve çağrılır diye sordum. 

Sevgili Gültekin Çeki, bunu şu ifadeleri ile özetledi: Devletin çeşitli kademelerinde görev yaparken; Türkiye Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsünde organizasyon ve metod kursuna gittiğinde, orada geçici yapılan organizasyondan çok, kurum, kuruluş, teşkilat , örgüt adıyla anılan bir yönetim yapılanması metodu üzerinde çalışmış. 

“Metod ; Bu saydığım kuruluşların amacına ulaşmak için uyguladığı yöntemlerdir.En önemli metod da kişinin hizmetinde bulunduğu yerdeki çalışmasının kurallarıdır. 
1-Hizmet kaliteli olacak, 
2-Hizmet en kısa zamanda,optimum zamanda olacak, 
3-Hizmet en az masrafla olacak , yani ekonomik olacak, 
4-Hizmet verimli olacak şeklinde özetledi. Bu maddelerin aslında hizmetin özünü ifade ettiğini, hizmeti bu kurallara uyarak yaparsanız her zaman her yerde saygı göreceğinizi, hizmeti layıkıyla yapınca da zaman fukarası olunacağını ifade etti ve ‘ verdiğim hizmetin karşılığını görmek benim için en büyük ödüldür dedi. 

HÜSEYİN SADETTİN AREL İN BİR ANISI…. 
Sohbetimizin devamında yine musikiye dönüyoruz ve Türk musikisinin âlimi olarak nitelendirdiği, Türk musikisini bilimsel olarak açıklayan, makamlarını, usullerini tanıtan, rahmetli Hüseyin Sadettin Arel in bir anısı aklına geliyor ve bizlerle paylaşıyor. 
Arel: Türk musikisini Missisipi nehrine benzetecek olursak; bugün tanıdığımız ve uyguladığımız Türk Musikisi; bu nehrin kıyısındaki bir çiftlik sahibinin hergün karanfil saksısını sulamak için nehirden aldığı bir tas sudur. Bizim olan Türk musikisinde bir tas sudan ,büyük debili Missisipi nehrine ulaşmanın, çok uzak vadeli de olsa müziğimizin belirlenmiş amacına yönelebilmesinin somut adımları atılmalıdır demektedir. 

BATI MÜZİĞİ VE TÜRK MUSİKİSİ…. 
Sevgili Gültekin Çeki; Türkiye de müzik kültüründe , kültür koloniyalizmi yaşandığını,ne yazık ki batı müziğine hayranlığın olduğunu, oysa Türk Müziği ile Batı Müziğinin ses sisteminin aynı olmadığını ,batı müziğinde 13 sesin, Türk Müziğin de ise 1 oktav da 25 sesin olduğunu belirterek birbirlerinden farklı olduklarını sohbetimizde önemle vurguladı. Devlet Konservatuarlarında yalnızca Batı Müziği öğrenimi yapıldığını, Türk Musikisine milletin olduğu kadar Devletin de sahip çıkma zamanının çoktan gelmiş hatta geçmiş olduğunu vurgulayan Gültekin Çeki; '' Bilmem demeyi unutan bilgin ile , yapamam demeyi unutan aydın en zayıf noktasından vurulur. Eğer bir memlekette yabancı kültür azınlık teşkil ederse yabancı işbirlikçilerin yönettikleri kültür kolonyalizmi vardır “dedi. 

ALİ NAİLİ ERDEM İN BİR HAFTA EVVEL VERDİĞİ SÜPRİZ….. 
Sevgili Gültekin Çeki, Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü nde çalışmakta iken önemli bir rastlantı sonucu zamanın Milli Eğitim Bakanı Ali Naili Erdem , Milli Kütüphanede konferanslı Türk Musikisi eserleri seslendirilirken salona gelmiş ve aslında bir hafta sonra açıklaması gereken müjdeli bir haberi , yani Türk Müziği Konservatuarı açılacağını bir hafta evvelden o gece bildirmiş.. “Bu nedenle Ali Naili Erdem adını şükranla anmalıyız '' diyor.. 

Sevgili Gültekin Çeki ile sohbet etmek, anılarını, hizmetlerini, ilk ağızdan dinlemek ,Türk Musikisi ve Türk Sporu hakkında düşüncelerini öğrenmek ve bunları kalemim elverdiğince sizlerle paylaşmak istedim. Gayet mütevazi bir şekilde sımsıcak evinde, bizi (ben ve tamburi Ahmet Turan Çetinkol) konuk etti. Öyle güzel konuşuyordu ki… anılarını not alıp sizlerle paylaşmak için orada olmama rağmen bazen not almayı unutup anlattıklarını dinlerken çok uzaklara dalıp gittiğim anlar bile oldu itiraf ediyorum. 

Eski dostlarından Ahmet Turan Çetinkol ile birlikte. 

ÖĞRETMEN OKULLARININ KURULUŞUNUN 100.YIL KUTLAMALARI …. 

Sevgili Gültekin Çeki, 1948 yılında,o zamanki adıyla Gazi Eğitim Enstitisü Beden Eğitimi bölümünde yatılı olarak okurken, bitişik odalarda da Gazi Eğitim Enstitüsünün Müzik Bölümü öğrencileri yatılı olarak kalıyorlarmış. Aynı yıl Öğretmen Okullarının kuruluşunun 100.yılıymış .Sevgili Gültekin Çeki nin sesinin güzel olduğunu bildiklerinden, kutlama programına dahil ederek bir şarkı okumasını istemişler. Sevgili Çeki de; “Gelse O Şuh Meclise '' isimli Rast eseri okumuş ve sahneden ayrılmış. 

GELSE O ŞUH MECLİSE 
Gelse o şuh meclise naz ü tegaful eylese, 
Reng ı hicab ı gülşen ı meclisi gul gul eylese, 
Tan ger i riyaz ı huld olur idi vucuh ile, 
Asık ı zar ı gülşen ı vaslına bülbül eylese. 


SES KRALI BİRİNCİSİ 
1954 yılında, Ses Müsabakası olduğunu öğrenince hemen müracat etmiş. Jüride bestekâr Necdet Varol , sesi güzel kendi güzel Türk Musikisi sanatçısı Mualla Mukadder Atakan varmış. Gültekin Çeki önce Dede Efendi nin Rast Kâr ı Nev ini okumuş. 

Gözümde dâim hayâl-i câna, 
Gönülde her dem cemâl-i cânâ, 
Hey canım hey ömrüm hey hey hey… 


Dede nin rast Kâr I Nev inden sonra da Alaaddin Yavaşça nın bir eserini okumuş ve bu Ses Müsabakasında, kıymetli jüri , Gültekin Çeki yi birinci ilan etmiş ve Ses Kralı Birincisi kupasını rahmetli Mualla Mukadder Atakan ın elinden almıştır. 

HAYATININ EN BÜYÜK ÜÇ OLAYI …. 
O an yaşadıklarını, hissettiklerini öyle güzel anlatıyordu ki ; hemen sordum kendisine : “Sizin için çok önemli olan , unutamadığınız başka anılarınız var mıdır ? '' 
-Evet dedi. Hayatımın en önemli 3 olayı var: 
1-Evlenmem, 
2-Ağrı Dağı na çıkmış olmam 
3-Ses Kralı seçilmem. 

Sevgili musiki dostları yanlış okumadınız.Sevgili Gültekin Çeki hayatı boyunca , musikinin yanında,sporun hemen hemen her dalı ile ilgilenmiş. Yüzme, atletizm, kayak, futbol, voleybol, basketbol, binicilik, boks, kürek, yelken, dağcılık.. 

GÜLTEKİN ÇEKİ VE SPOR …. 
“Fizik ve moral kabiliyeti kişinin gelişimini sağlayan bir araçtır. Fizik kabiliyettir ,antremanlarla gelişir ama moral yeteneklerle aynı ölçüde gelişmezse yapılan iş ,örneğin : “futbolculuk ‘ olur ama moral olursa, ‘ futbol sporu olur “ şeklinde konuşan Çeki; Sporda , insanı hem fizik hem de moral kabiliyetleri ile birlikte değerlendirmek gerekir '' demektedir. 
Gültekin Çeki Türkiye Olimpiyat Komitesinin,Türkiye Futbol Adamları Derneği nin, Türk Spor Vakfı nın, Atatürkçü Düşünce Derneği Antalya Şubesi ile Olimpiyat Derneği nin kurucu üyesidir. 

AĞRI DAĞINA İLK RESMİ TIRMANIŞ …. 
Gültekin Çeki, yine ,1954 yılının 31 ağustos günü, toplam 7 arkadaşı ile birlikte , Ağrı Dağı na tırmanmaya başlamış ve 2 Eylül günü öğlen 12.00-12.30 sularında zirveye çıkmışlar. Bu suretle en büyük dağımıza dağcılık ve kış sporları federasyonu tarafından düzenlenen 1954 programına alınan ilk resmi tırmanışı gerçekleştirmenin gururunu da yaşamışlar. 

GÜLTEKİN ÇEKİ VE GÜREŞ …. 
Sevgili Gültekin Çeki ; yağlı güreşlerin, yöresel kurallara göre yönetilirken her geçen gün de geleneklerden bir şeylerin eksildiğini görmüş ve Beden Terbiyesi Genel Müdür Yardımcısı iken, fiilen meydanlara girerek antrenörlerden aldığı ortak bilgileri değerlendirmiş ,yine onların ortak görüşü ile her yörede aynı yönetmelikte aynı ve ortak kurallara göre yağlı güreşlerin yönetilmesini sağlamıştır. 

GÜLTEKİN ÇEKİ VE İSMAİL BAHA SÜRELSAN… 
Gültekin Çeki spor dışındaki uğraşısını ,Türk Sanat Müziğinde değerli bestekâr, hocası, Devlet Sanatçısı İsmail Baha Sürelsan nezaretinde sürdürmüş. 1954 yılında başlayan hoca-öğrenci birliktelikleri ,rahmetli İsmail Baha Sürelsan ın yaşamı boyunca devam etmiş. Gültekin Çeki emekli oldukta sonra , hayatını n kalan kısmını sürdürmek için Antalya ya dönmeye karar verdiğinde , rahmetli hocasınında Ankara dan ayrılmak istediğini fikrini öğrenince ; “Antalya kültür ve sanat şehridir ve mutlaka kültür ve sanatta bir yer edinmesi gerekmektedir . Antalya nın sizin gibi bir değere ihtiyacı var '' diyerek bizzat ön ayak olmuş ve Antalya ya gelmesini sağlamıştır. Hatta Antalya ‘ya taşınacakları gün sevgili Gültekin Çeki, İsmail Baha Sürelsan ın evine gitmiş ve Antalya ya kadar birlikte yolculuk etmişler. 

Bu yolculuk sırasında İsmail Baha Sürelsan , kanununu bir an olsun kucağından indirmemiş ve Antalya ya kadar kanununu kucağında getirmiş. Sonra ,Antalya da 1980 yılında Türk Müziği Korosu nun ;Hocasının eski öğrencilerinden arkadaşı Prof.Dr. Erol Işın ile birlikte kurulmasını sağlamışlar. Prof.Dr.Erol Işın kemanı ile ,Gültekin Çeki de sesi ile koroda yer almışlar. Avukat Hasan Subaşı nın başkanlığı döneminde İsmail Baha Sürelsan la imzalanan protokol gereği, bugünkü İsmail Baha Sürelsan Konservatuarı nın temelleri de o zamanlar atılmış. 

GÜLTEKİN ÇEKİ YE VERİLEN ÖDÜLLERİN BAZILARI: 
Yazımın bu bölümünde Gültekin Çeki ye verilen ödüllerin bazılarını sizlerle paylaşmak istiyorum. 
• MEG ve Spor Bakanlığı ‘ Başarılı Hizmet Ödülü ‘ 
• TMOK 2001 yılı Spor Adamı ‘ Türk Sporuna Hizmet Ödülü ‘ 
• Dağcılık Federasyonu ‘ Dağcılık Sporuna Hizmet Ödülü ‘ 
• Güreş Federasyonu ‘ Türk Güreşine Katkı Ödülü ‘ 
• TRT ‘ Türk Sanat Müziğine Katkı Ödülü ‘ 
• Milliyet Gazetesi ‘ Yılın En Sevilen On Şarkısı Ödülü ‘ 
• 1954 ‘ Ankara Ses Kralı Birincilik Ödülü ‘ 
• Almanya-Berlin TSM Konservatuarı ‘ 40.Yıl Ödülü ‘ 


Sohbetimiz o kadar renkliydi ki, karşınızda hem bir spor adamı, hem bir bestekar, Antalya yı çok seven bir insan, hem de Atatürk aşığı koca bir çınar var. Heyecanlanmamak mümkün mü ? 

GÜLTEKİN ÇEKİ NASIL BESTE YAPAR ?.. 
Sevgili musikiseverler, bir beste nasıl yapılır ?..O an merak ettim ve sevgili Gültekin Çeki ye sordum . “Nasıl beste yaparsınız '' dedim. Şöyle cevapladı: 

'' Şiir, bana bestele demişse evvela hangi makamda bestelersem o şiir kendini ortaya çıkarır, önce onu tespit ederim. Sonra hangi usulle bestelenmesi gerekir onu tespit ederim. Sonra şiiri ezberlerim, ezberlemezsem beste yürümez . Zaten bestelemeye karar vermişsem benim için mühimdir '' şeklinde tarif etti. 

Atatürk ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti nin yetiştirdiği en büyük aydınlardan biri olan , beden ve spor eğitimcisi, yönetici ve organizatör , müzik bilimcisi, besteci, sosyal sivil toplum önderi Gültekin Çeki nin 31 tane bestesi bulunmaktadır. Bestelerini Ankara da ikamet ettiği dönemlerde yapmıştır.Hatta bestelerinin 24 tanesinin o dönemlerde dolmuş plağı bile olduğunu söylemiştir. Dilimizdeki bu nağmelerin dünya durdukça varolacaklarından şüphemiz olabilir mi? Bir spor adamı olan Gültekin Çeki nin bestelerinde sporun olmaması doğaya aykırıdır. Hatta Antalyaspor için iki tane marş bestelemiştir. Bir takım için iki marş birden besteleyen başka bir besteci var mıdır acaba ? 

BAZI BESTELERİ : 
Sevgili bestekârımızın 31 tane bestesi olduğundan bahsetmiştim. Bunların hepsinin güftesini burada yazmam mümkün değil ama en azından 3-4 tanesini paylaşmak istedim. Bu besteler dünya durdukça ,dilden dile, gönülden gönüle söylenenip duracaktır. 


ESKİ DOSTLAR 
Unutulmuş birer birer 
Eski dostlar, eski dostlar 
Ne bir selâm, ne bir haber 
Eski dostlar, eski dostlar 

KIŞLADA BAHAR 
Kara gözlüm efkarlanma gül gayri 
İbibikler öter ötmez ordayım 
Mektubunda diyorsun ki gel gayri 
Vatan borcu biter bitmez ordayım. 

GECE SESSİZ VE KARANLIK 
Gece sessiz ve karanlık yine herşey uyumuş 
Bilirim susmayacak kalb-i virânımdaki kuş 
O yeşil bahçelerin gülleri solmuş, kurumuş 
Bilirim susmayacak kalb-i virânımdaki kuş .. 

NE GEÇEN GÜNLERİ 
Ne geçen günleri yâd et ne de âtilere kan 
Yine gurbet deli gönlüm sana son çare inan .. 


ABDESTSİZ GÜZEL ….. 
Bu aruz vezni ile yapılan beste için rahmetli İsmail Baha Sürelsan “abdestsiz güzel olmuş‘ ifadesini kullanmış. Sevgili Gültekin Çeki ye sordum.. “Abdestsiz güzel demek? '' Aslında ne demek istediğini de çok merak ettim. Bu ifadeyi ilk kez duymuştum. Şöyle açıklık getirdi: 

“-Bir Bektaşi caminin yanındaki kahvede oturup nargile içermiş. Cami hocası namaz vakitlerinde camiye giderken bakar ve O bektaşinin hep kahvede olduğunu görürmüş. Günlerden bir gün hoca camide Bektaşi ile karşılaşır. Hem namaz kıldırır hem de göz ucuyla Bektaşiyi izler ve şaşırır .. Bektaşi gayet güzel namaz kılıyormuş. Namazdan sonra caminin hocası bektaşinin yanına gitmiş ve “ne güzel namaz kıldınız derin bir huşu içinde '' demiş. Bektaşi de ‘ bu namaz abdestsizdi ‘ diye cevap vermiş… Sevgili Gültekin Çeki den de bundan daha anlamlı bir açıklama da beklenemezdi değil mi dostlar ? 

Sevgili Gültekin Çeki halihazırda ; Antalya Büyükşehir Belediyesi nin şemsiyesi altındaki Kent Konseyi nin gönüllü bir üyesidir ve 2 çalışma grubunda gönüllü olarak çalışmaktadır: 
-Kültür ve sanat çalışma grubu, 
-Gençlik ve Spor grubu. 

Türk sporuna ve Türk Sanat Müziğine verdiği çok değerli katkılardan, sohbetimize; mütevaziliğini kaybetmeden , son derece önem vererek katkıda bulunduğundan, kendisi ile sohbet etme şansını yakalamaktan dolayı beni inanılmaz derecede onurlandırdığı için , sevgili Gültekin Çeki ye ben de bu vesile ile saygılarımı,hürmetlerimi ve teşekkürlerimi sunuyorum. Siz Antalya mızın haklı gururusunuz. 

Sevgilerimle, 
Birgül Çetin 

AĞRI DAĞI'NA TIRMANAN İLK SES KRALI..!

Gültekin Çeki, öncelikle mükemmel bir baba, saygın bir bestekar ve bir spor adamı.

Devletine, milletine, bayrağına, Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı, Devletin önemli kademelerinde görev yapmış en saygın makamlarda bulunmuş örnek bir insan. Hiç kimseyi kırmamaya çalışan, saygılı,yüreği vatan , millet sevgisi ile dolu , Türk Sanat Müziğine önemli katkıları olmuş güzide insan. Dilimizden nağmeleri düşmeyen Eski Dostlar ın bestecisi. 


ESKİ DOSTLAR... 
Unutulmuş birer birer eski dostlar eski dostlar, 
Ne bir selam ne bir haber eski dostlar eski dostlar, 
Hayal meyal düşler gibi,uçup giden kuşlar gibi, 
Yosun tutan taşlar gibi,eski dostlar eski dostlar, 
Unutulmuş isimlerde, bilinmezki nasıl nerde, 
Şimdi yalnız resimlerde,eski dostlar ,eski dostlar… 


(Yenimahalle/Ankara Miralay Nazım Bey sokaktaki evlerıne gelen dostları.Yıl 1961.) 

Gültekin Çeki, annesi Antalya lı, babası Kıbrıs kökenli bir ailenin çocuğu olarak ,1927 yılında Antalya da doğmuş, daha ilkokula gitmeden de mızıka ve kaval çalmayı öğrenmiş. Hatta ilkokul 2.sınıfta müzik öğretmeni Makbule hanım, müzik dersinde öğrettiği şarkıları önce O na okutur, sonra tüm öğrenciler birlikte okurmuş. İlk ve Ortaokulu Mersin de, liseyi Antalya da okumuş. 1949 da Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Beden Eğitimi bölümünden mezun olmuştur. 1954 yılında ise mesleğinin öğretmenlik kısmını bırakıp, devletin değişik kademelerde görev yapmıştır. İlk olarak 1977 yılında Beden Terbiyesi Genel Müdür Yardımcılığından kendi isteği ile emekli olmuş, emekli olduktan sonra bile yeniden göreve çağrılmış ve ikinci olarak, bu kez yine kendi isteği ile emekli olmuş ve 1984 senesinde Antalya ya dönmüştür. Nedenini merak ettim. Emekli olduktan sonra aynı kişi neden tekrar göreve çağrılır diye sordum. 

Sevgili Gültekin Çeki, bunu şu ifadeleri ile özetledi: Devletin çeşitli kademelerinde görev yaparken; Türkiye Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsünde organizasyon ve metod kursuna gittiğinde, orada geçici yapılan organizasyondan çok, kurum, kuruluş, teşkilat , örgüt adıyla anılan bir yönetim yapılanması metodu üzerinde çalışmış. 

“Metod ; Bu saydığım kuruluşların amacına ulaşmak için uyguladığı yöntemlerdir.En önemli metod da kişinin hizmetinde bulunduğu yerdeki çalışmasının kurallarıdır. 
1-Hizmet kaliteli olacak, 
2-Hizmet en kısa zamanda,optimum zamanda olacak, 
3-Hizmet en az masrafla olacak , yani ekonomik olacak, 
4-Hizmet verimli olacak şeklinde özetledi. Bu maddelerin aslında hizmetin özünü ifade ettiğini, hizmeti bu kurallara uyarak yaparsanız her zaman her yerde saygı göreceğinizi, hizmeti layıkıyla yapınca da zaman fukarası olunacağını ifade etti ve ‘ verdiğim hizmetin karşılığını görmek benim için en büyük ödüldür dedi. 

HÜSEYİN SADETTİN AREL İN BİR ANISI…. 
Sohbetimizin devamında yine musikiye dönüyoruz ve Türk musikisinin âlimi olarak nitelendirdiği, Türk musikisini bilimsel olarak açıklayan, makamlarını, usullerini tanıtan, rahmetli Hüseyin Sadettin Arel in bir anısı aklına geliyor ve bizlerle paylaşıyor. 
Arel: Türk musikisini Missisipi nehrine benzetecek olursak; bugün tanıdığımız ve uyguladığımız Türk Musikisi; bu nehrin kıyısındaki bir çiftlik sahibinin hergün karanfil saksısını sulamak için nehirden aldığı bir tas sudur. Bizim olan Türk musikisinde bir tas sudan ,büyük debili Missisipi nehrine ulaşmanın, çok uzak vadeli de olsa müziğimizin belirlenmiş amacına yönelebilmesinin somut adımları atılmalıdır demektedir. 

BATI MÜZİĞİ VE TÜRK MUSİKİSİ…. 
Sevgili Gültekin Çeki; Türkiye de müzik kültüründe , kültür koloniyalizmi yaşandığını,ne yazık ki batı müziğine hayranlığın olduğunu, oysa Türk Müziği ile Batı Müziğinin ses sisteminin aynı olmadığını ,batı müziğinde 13 sesin, Türk Müziğin de ise 1 oktav da 25 sesin olduğunu belirterek birbirlerinden farklı olduklarını sohbetimizde önemle vurguladı. Devlet Konservatuarlarında yalnızca Batı Müziği öğrenimi yapıldığını, Türk Musikisine milletin olduğu kadar Devletin de sahip çıkma zamanının çoktan gelmiş hatta geçmiş olduğunu vurgulayan Gültekin Çeki; '' Bilmem demeyi unutan bilgin ile , yapamam demeyi unutan aydın en zayıf noktasından vurulur. Eğer bir memlekette yabancı kültür azınlık teşkil ederse yabancı işbirlikçilerin yönettikleri kültür kolonyalizmi vardır “dedi. 

ALİ NAİLİ ERDEM İN BİR HAFTA EVVEL VERDİĞİ SÜPRİZ….. 
Sevgili Gültekin Çeki, Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü nde çalışmakta iken önemli bir rastlantı sonucu zamanın Milli Eğitim Bakanı Ali Naili Erdem , Milli Kütüphanede konferanslı Türk Musikisi eserleri seslendirilirken salona gelmiş ve aslında bir hafta sonra açıklaması gereken müjdeli bir haberi , yani Türk Müziği Konservatuarı açılacağını bir hafta evvelden o gece bildirmiş.. “Bu nedenle Ali Naili Erdem adını şükranla anmalıyız '' diyor.. 

Sevgili Gültekin Çeki ile sohbet etmek, anılarını, hizmetlerini, ilk ağızdan dinlemek ,Türk Musikisi ve Türk Sporu hakkında düşüncelerini öğrenmek ve bunları kalemim elverdiğince sizlerle paylaşmak istedim. Gayet mütevazi bir şekilde sımsıcak evinde, bizi (ben ve tamburi Ahmet Turan Çetinkol) konuk etti. Öyle güzel konuşuyordu ki… anılarını not alıp sizlerle paylaşmak için orada olmama rağmen bazen not almayı unutup anlattıklarını dinlerken çok uzaklara dalıp gittiğim anlar bile oldu itiraf ediyorum. 

Eski dostlarından Ahmet Turan Çetinkol ile birlikte. 

ÖĞRETMEN OKULLARININ KURULUŞUNUN 100.YIL KUTLAMALARI …. 

Sevgili Gültekin Çeki, 1948 yılında,o zamanki adıyla Gazi Eğitim Enstitisü Beden Eğitimi bölümünde yatılı olarak okurken, bitişik odalarda da Gazi Eğitim Enstitüsünün Müzik Bölümü öğrencileri yatılı olarak kalıyorlarmış. Aynı yıl Öğretmen Okullarının kuruluşunun 100.yılıymış .Sevgili Gültekin Çeki nin sesinin güzel olduğunu bildiklerinden, kutlama programına dahil ederek bir şarkı okumasını istemişler. Sevgili Çeki de; “Gelse O Şuh Meclise '' isimli Rast eseri okumuş ve sahneden ayrılmış. 

GELSE O ŞUH MECLİSE 
Gelse o şuh meclise naz ü tegaful eylese, 
Reng ı hicab ı gülşen ı meclisi gul gul eylese, 
Tan ger i riyaz ı huld olur idi vucuh ile, 
Asık ı zar ı gülşen ı vaslına bülbül eylese. 


SES KRALI BİRİNCİSİ 
1954 yılında, Ses Müsabakası olduğunu öğrenince hemen müracat etmiş. Jüride bestekâr Necdet Varol , sesi güzel kendi güzel Türk Musikisi sanatçısı Mualla Mukadder Atakan varmış. Gültekin Çeki önce Dede Efendi nin Rast Kâr ı Nev ini okumuş. 

Gözümde dâim hayâl-i câna, 
Gönülde her dem cemâl-i cânâ, 
Hey canım hey ömrüm hey hey hey… 


Dede nin rast Kâr I Nev inden sonra da Alaaddin Yavaşça nın bir eserini okumuş ve bu Ses Müsabakasında, kıymetli jüri , Gültekin Çeki yi birinci ilan etmiş ve Ses Kralı Birincisi kupasını rahmetli Mualla Mukadder Atakan ın elinden almıştır. 

HAYATININ EN BÜYÜK ÜÇ OLAYI …. 
O an yaşadıklarını, hissettiklerini öyle güzel anlatıyordu ki ; hemen sordum kendisine : “Sizin için çok önemli olan , unutamadığınız başka anılarınız var mıdır ? '' 
-Evet dedi. Hayatımın en önemli 3 olayı var: 
1-Evlenmem, 
2-Ağrı Dağı na çıkmış olmam 
3-Ses Kralı seçilmem. 

Sevgili musiki dostları yanlış okumadınız.Sevgili Gültekin Çeki hayatı boyunca , musikinin yanında,sporun hemen hemen her dalı ile ilgilenmiş. Yüzme, atletizm, kayak, futbol, voleybol, basketbol, binicilik, boks, kürek, yelken, dağcılık.. 

GÜLTEKİN ÇEKİ VE SPOR …. 
“Fizik ve moral kabiliyeti kişinin gelişimini sağlayan bir araçtır. Fizik kabiliyettir ,antremanlarla gelişir ama moral yeteneklerle aynı ölçüde gelişmezse yapılan iş ,örneğin : “futbolculuk ‘ olur ama moral olursa, ‘ futbol sporu olur “ şeklinde konuşan Çeki; Sporda , insanı hem fizik hem de moral kabiliyetleri ile birlikte değerlendirmek gerekir '' demektedir. 
Gültekin Çeki Türkiye Olimpiyat Komitesinin,Türkiye Futbol Adamları Derneği nin, Türk Spor Vakfı nın, Atatürkçü Düşünce Derneği Antalya Şubesi ile Olimpiyat Derneği nin kurucu üyesidir. 

AĞRI DAĞINA İLK RESMİ TIRMANIŞ …. 
Gültekin Çeki, yine ,1954 yılının 31 ağustos günü, toplam 7 arkadaşı ile birlikte , Ağrı Dağı na tırmanmaya başlamış ve 2 Eylül günü öğlen 12.00-12.30 sularında zirveye çıkmışlar. Bu suretle en büyük dağımıza dağcılık ve kış sporları federasyonu tarafından düzenlenen 1954 programına alınan ilk resmi tırmanışı gerçekleştirmenin gururunu da yaşamışlar. 

GÜLTEKİN ÇEKİ VE GÜREŞ …. 
Sevgili Gültekin Çeki ; yağlı güreşlerin, yöresel kurallara göre yönetilirken her geçen gün de geleneklerden bir şeylerin eksildiğini görmüş ve Beden Terbiyesi Genel Müdür Yardımcısı iken, fiilen meydanlara girerek antrenörlerden aldığı ortak bilgileri değerlendirmiş ,yine onların ortak görüşü ile her yörede aynı yönetmelikte aynı ve ortak kurallara göre yağlı güreşlerin yönetilmesini sağlamıştır. 

GÜLTEKİN ÇEKİ VE İSMAİL BAHA SÜRELSAN… 
Gültekin Çeki spor dışındaki uğraşısını ,Türk Sanat Müziğinde değerli bestekâr, hocası, Devlet Sanatçısı İsmail Baha Sürelsan nezaretinde sürdürmüş. 1954 yılında başlayan hoca-öğrenci birliktelikleri ,rahmetli İsmail Baha Sürelsan ın yaşamı boyunca devam etmiş. Gültekin Çeki emekli oldukta sonra , hayatını n kalan kısmını sürdürmek için Antalya ya dönmeye karar verdiğinde , rahmetli hocasınında Ankara dan ayrılmak istediğini fikrini öğrenince ; “Antalya kültür ve sanat şehridir ve mutlaka kültür ve sanatta bir yer edinmesi gerekmektedir . Antalya nın sizin gibi bir değere ihtiyacı var '' diyerek bizzat ön ayak olmuş ve Antalya ya gelmesini sağlamıştır. Hatta Antalya ‘ya taşınacakları gün sevgili Gültekin Çeki, İsmail Baha Sürelsan ın evine gitmiş ve Antalya ya kadar birlikte yolculuk etmişler. 

Bu yolculuk sırasında İsmail Baha Sürelsan , kanununu bir an olsun kucağından indirmemiş ve Antalya ya kadar kanununu kucağında getirmiş. Sonra ,Antalya da 1980 yılında Türk Müziği Korosu nun ;Hocasının eski öğrencilerinden arkadaşı Prof.Dr. Erol Işın ile birlikte kurulmasını sağlamışlar. Prof.Dr.Erol Işın kemanı ile ,Gültekin Çeki de sesi ile koroda yer almışlar. Avukat Hasan Subaşı nın başkanlığı döneminde İsmail Baha Sürelsan la imzalanan protokol gereği, bugünkü İsmail Baha Sürelsan Konservatuarı nın temelleri de o zamanlar atılmış. 

GÜLTEKİN ÇEKİ YE VERİLEN ÖDÜLLERİN BAZILARI: 
Yazımın bu bölümünde Gültekin Çeki ye verilen ödüllerin bazılarını sizlerle paylaşmak istiyorum. 
• MEG ve Spor Bakanlığı ‘ Başarılı Hizmet Ödülü ‘ 
• TMOK 2001 yılı Spor Adamı ‘ Türk Sporuna Hizmet Ödülü ‘ 
• Dağcılık Federasyonu ‘ Dağcılık Sporuna Hizmet Ödülü ‘ 
• Güreş Federasyonu ‘ Türk Güreşine Katkı Ödülü ‘ 
• TRT ‘ Türk Sanat Müziğine Katkı Ödülü ‘ 
• Milliyet Gazetesi ‘ Yılın En Sevilen On Şarkısı Ödülü ‘ 
• 1954 ‘ Ankara Ses Kralı Birincilik Ödülü ‘ 
• Almanya-Berlin TSM Konservatuarı ‘ 40.Yıl Ödülü ‘ 


Sohbetimiz o kadar renkliydi ki, karşınızda hem bir spor adamı, hem bir bestekar, Antalya yı çok seven bir insan, hem de Atatürk aşığı koca bir çınar var. Heyecanlanmamak mümkün mü ? 

GÜLTEKİN ÇEKİ NASIL BESTE YAPAR ?.. 
Sevgili musikiseverler, bir beste nasıl yapılır ?..O an merak ettim ve sevgili Gültekin Çeki ye sordum . “Nasıl beste yaparsınız '' dedim. Şöyle cevapladı: 

'' Şiir, bana bestele demişse evvela hangi makamda bestelersem o şiir kendini ortaya çıkarır, önce onu tespit ederim. Sonra hangi usulle bestelenmesi gerekir onu tespit ederim. Sonra şiiri ezberlerim, ezberlemezsem beste yürümez . Zaten bestelemeye karar vermişsem benim için mühimdir '' şeklinde tarif etti. 

Atatürk ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti nin yetiştirdiği en büyük aydınlardan biri olan , beden ve spor eğitimcisi, yönetici ve organizatör , müzik bilimcisi, besteci, sosyal sivil toplum önderi Gültekin Çeki nin 31 tane bestesi bulunmaktadır. Bestelerini Ankara da ikamet ettiği dönemlerde yapmıştır.Hatta bestelerinin 24 tanesinin o dönemlerde dolmuş plağı bile olduğunu söylemiştir. Dilimizdeki bu nağmelerin dünya durdukça varolacaklarından şüphemiz olabilir mi? Bir spor adamı olan Gültekin Çeki nin bestelerinde sporun olmaması doğaya aykırıdır. Hatta Antalyaspor için iki tane marş bestelemiştir. Bir takım için iki marş birden besteleyen başka bir besteci var mıdır acaba ? 

BAZI BESTELERİ : 
Sevgili bestekârımızın 31 tane bestesi olduğundan bahsetmiştim. Bunların hepsinin güftesini burada yazmam mümkün değil ama en azından 3-4 tanesini paylaşmak istedim. Bu besteler dünya durdukça ,dilden dile, gönülden gönüle söylenenip duracaktır. 


ESKİ DOSTLAR 
Unutulmuş birer birer 
Eski dostlar, eski dostlar 
Ne bir selâm, ne bir haber 
Eski dostlar, eski dostlar 

KIŞLADA BAHAR 
Kara gözlüm efkarlanma gül gayri 
İbibikler öter ötmez ordayım 
Mektubunda diyorsun ki gel gayri 
Vatan borcu biter bitmez ordayım. 

GECE SESSİZ VE KARANLIK 
Gece sessiz ve karanlık yine herşey uyumuş 
Bilirim susmayacak kalb-i virânımdaki kuş 
O yeşil bahçelerin gülleri solmuş, kurumuş 
Bilirim susmayacak kalb-i virânımdaki kuş .. 

NE GEÇEN GÜNLERİ 
Ne geçen günleri yâd et ne de âtilere kan 
Yine gurbet deli gönlüm sana son çare inan .. 


ABDESTSİZ GÜZEL ….. 
Bu aruz vezni ile yapılan beste için rahmetli İsmail Baha Sürelsan “abdestsiz güzel olmuş‘ ifadesini kullanmış. Sevgili Gültekin Çeki ye sordum.. “Abdestsiz güzel demek? '' Aslında ne demek istediğini de çok merak ettim. Bu ifadeyi ilk kez duymuştum. Şöyle açıklık getirdi: 

“-Bir Bektaşi caminin yanındaki kahvede oturup nargile içermiş. Cami hocası namaz vakitlerinde camiye giderken bakar ve O bektaşinin hep kahvede olduğunu görürmüş. Günlerden bir gün hoca camide Bektaşi ile karşılaşır. Hem namaz kıldırır hem de göz ucuyla Bektaşiyi izler ve şaşırır .. Bektaşi gayet güzel namaz kılıyormuş. Namazdan sonra caminin hocası bektaşinin yanına gitmiş ve “ne güzel namaz kıldınız derin bir huşu içinde '' demiş. Bektaşi de ‘ bu namaz abdestsizdi ‘ diye cevap vermiş… Sevgili Gültekin Çeki den de bundan daha anlamlı bir açıklama da beklenemezdi değil mi dostlar ? 

Sevgili Gültekin Çeki halihazırda ; Antalya Büyükşehir Belediyesi nin şemsiyesi altındaki Kent Konseyi nin gönüllü bir üyesidir ve 2 çalışma grubunda gönüllü olarak çalışmaktadır: 
-Kültür ve sanat çalışma grubu, 
-Gençlik ve Spor grubu. 

Türk sporuna ve Türk Sanat Müziğine verdiği çok değerli katkılardan, sohbetimize; mütevaziliğini kaybetmeden , son derece önem vererek katkıda bulunduğundan, kendisi ile sohbet etme şansını yakalamaktan dolayı beni inanılmaz derecede onurlandırdığı için , sevgili Gültekin Çeki ye ben de bu vesile ile saygılarımı,hürmetlerimi ve teşekkürlerimi sunuyorum. Siz Antalya mızın haklı gururusunuz. 

Sevgilerimle, 
Birgül Çetin 

Total: 0 Comment(s)
michael kors Ray ban nike huarache Adidas Scarpe Abbigliamento Asics nike flyknit scarpe converse Scarpe air jordan scarpe da calcio nike free nike cortez nike roshe air max
nike cortez oakley chaussures de foot nike chaussure nike schuhe Scarpe Adidas superstar scarpe Nike Scarpe Cappelli chaussures femme Scarpe Cinture michael kors air max chaussure de sport christian louboutin nike air force schmuck chaussures sport
nike shox hogan scarpe calcio Tiffany christian louboutin Scarpe Adidas superstar Scarpe Reebok Adidas Scarpe nike sb Scarpe nike air force air jordan adidas scarpe Tacchi Scarpe da donna Scarpe Scarpe Adidas adidas Scarpe Scarpe Scarpe hogan
nike sb nike air max oakley nike free Ray ban Scarpe new balance nike flyknit nike blazer Polo Ralph Lauren nike cortez oakley Scarpe Adidas superstar scarpe Nike Scarpe Cappelli Scarpe Cinture michael kors
nike shox hogan scarpe calcio Tiffany christian louboutin Scarpe Adidas superstar Scarpe Reebok Adidas Scarpe nike sb Scarpe nike air force air jordan adidas scarpe Tacchi Scarpe da donna Scarpe Scarpe Adidas adidas Scarpe Scarpe Scarpe hogan oakley nike air presto new balance nike air max adidas Scarpe nike free